About
Turkish-History | Asya'dan Anadolu'ya
Dagiı Kültürü
Dağıstanda Dağlı Kültürü
Dağıstan âdetleri denince genel olarak akla 'Dağlı Kültürü' gelir. Dağlı kültür,
Kafkas Dağlıları'nın asırlar boyu kendi aralarında oluşturdukları ve onlara benlik
ve şuur kazandıran karakterler bütünüdür. Dağlılar'da örf ve adetler, eski
devirlerden beri yazılı olmayan bir kanunlar manzumesi mevkiini muhafaza
etmiştir. Sosyal yapının temeli olan aile içinde ve aileler arasında gelenekler,
daima bir merasim halinde uygulanır. Bu durum milli benliğin devamını sağlayan
kuvvetli bir disiplinin varlığını gösterir.Eskiden kan davası, adam veya kadın
kaçırma,hırsızlık gibi bazı kötü âdetler de bu Dağlı Kültürün bir parçası olarak
bazı kavimler tarafından da teşvik ediliyordu. Meselâ Dağlı kültüre mensup
Çeçenler'de başkalarının sürülerini sürüp götürmek, yol kesmek, düşmanlarını
öldürmek....şerefli işler sayılıyordu ve durum genç kızlar tarafından teşvik
ediliyordu. Öyle ki, böyle bir işle kendisini ispatlamadan genç bir kıza talip olan
kimse hakir görülüyordu. Müslüman olduktan sonra, özellikle İmam Şâmil döneminde bu hastalıklar büyük oranda tedavi edilmiş ve Dağlı kültür, az sonra bir
parçasını sunacağımız insani ve ahlâki erdemler bütünü haline
gelmiştir. Dinin tesirinin azaldığı veya otorite boşluğunun doğduğu
zamanlarda ise, özellikle kan davalarının tekrar ortaya çıktığı
görülmüştür. Dağıstanlılar'ın âdât dedikleri âdetler bunlar için kanun
hükmündedir. Âdetlerine son derece bağlı olan Dağlı kavimlerde bütün
kararlar ve suçlara cezlar bu âdetlere göre verilirdi. Müslüman
olduktan sonra Şeriat âdetlerin yerini almış, ancak İmam Şâmil bunun
için çok mücadele etmiştir. Sonunda Şeriatı benimseyen Dağıstanlılar,
buna da çok şiddetli olarak bağlanmışlar ve Dağlılar üzerinde her hangi
bir konuda etkili olabilmenin yolu, Şeriat ölçülerine uymak olmuştur.
Rus Çarı bunu bozmaya çalışmış, fakat başaramamıştır.
Dağıstanlılar'da en köklü âdetlerden biri misafirperverliktir. Dağlı
atasözünde, "Öyle bir gün olsun ki, evine misafir gelmesin"denmiştir.
Bu atasözüyle, Dağlıların evlerinde misafirsiz günün nadir olduğu ifade
edilmektedir. Misafir, günün her saatinde, gece ve gündüz gelebilir.
Özellikle öğle ve akşam yemeklerinde sofraya, o an bulunmasa bile,
misafir için ayrı yemek kabı konur.
Köye bir yabancı geldiğinde önce camiye gider, tanışma faslından
ve nereden gelip nereye gittiği öğrenildikten sonra, yabancı köyde
tanıdığı yoksa yaşlılar tarafından mutlaka bir eve götürülerek misafir
edilir. Misafire evde ne varsa ikram edilir. Bir yokluk anında misafirin
gelmesi ev sahibini çok mahcup eder; böyle durumlarda komşular
misafir sahibinin yardımına koşarlar. Kumuk atasözünde, "Misafire
yemek yediremeyebilirsin, ama onu güler yüzle karşılamalısın"
denmiştir.Yemeğe "Bismillah" diyerek başlanır. Misafir yemekten sonra
ev sahibine sağlık ve bereket için dua eder ve doyunca herkes
"Elhamdülillah"der, sonra her iki elini yüzüne sürer. Köye yabancı bir
tüccar geldiğinde, tanıdığı yoksa, ilk karşılaşan köylü onu evine
götürmeli, daha sonra köylülere haber vermelidir. Köylüler malını satıp
bitirmesine kadar tüccarı yalnız bırakmazlar.
Dağlılar, başka milletten olup köyde bulunan yabancıya, utanıp
sıkılmaması için ona çok iyi davranırlar. Adam, kendilerinden birinin
yaptığı takdirde affetmeyecekleri bir hata bile yapsa, mutlaka affedilir.
Çeçenler'de de misafirperverlik kutsal bir görev olarak kabul
edilmektedir. Gözünü kırpmadan öldürebileceği bir kimse, davetsiz bile
olsa bir Çeçen'in evine misafi olsa, Çeçen bu misafirine dahi canını
verebilirdi. Yaşlıya Saygı, misafirperverlikten sonra ikinci ve çok önem
verilen bir âdettir . Yaşlıya saygı gösterme, mukaddes bir görev
olarak kabul edilir. Yaşlılarına saygı göstermeyen milletlerin geleceği
olmadığına inanılır. Dağlı kültürüne göre, yaşlılar her zaman için
milletin canlı hafızası olarak görülmüştür. Halk arasında yaşlılarla ilgili
olarak şu söz söylenmektedir: "Yaşlı ölür evde boş/Genç ölür kalbde
boş" Dağlı kültüründe yaşlılar, değerli bir akıl kaynağı sayılır ve zor ve
kritik durumlarda onlardan daima tavsiye istenir. Yaşlıların olmadığı
çoğu köylerde Dağlılar, tavsiye alacak kimseleri olmadığı için
kendilerini yetim sayarlar. Dağlılar'da yaşlıların olmadığı bir meclis
düşünülemez ve hiçbir münakaşa onlarsız çözülmez. Aile içi eğitim,
yaşlıların kontrolündedir. Saygı konusunda yaşlıların yerli veya
yabancı olmasının farkı yoktur.
Ebeveyne ve diğer büyüklere saygı da Dağlı kültürünün önemli bir
parçasıdır. Büyüklerden biri odaya girdiğinde, küçükler mutlaka ayağa
kalkıp yer gösterirler. Büyükler yer göstermedikçe küçükler oturmazlar.
Yemeğe önce büyükler başlar. Bir yaşlı, kim olursa olsun, gençlerin
uygun olmayan davranışlarına müdahale edebilir. Yaşlıların yanında
gençler kavga edemez, oyun oynayamaz, sigara içemez. Dağlı
atasözünde, "Saygı görmek isterse, saygı göster" denmiştir.
Dağıstan'da halk inanç ve ibadetlerine çok düşkündür. Sovyet
sisteminde önce her köyde cami bulunuyordu. Büyük merkezlerde ise
Cuma namazı için büyük camiler vardı. Beş vakit namaz asırlar
boyunca yerine getirilmektedir. Abdest için su yoksa temiz toprakta
teyemmüm alınırdı. Dağıstan'da fakirlere yapılan yardıma'sadaka' denir.
Her Cuma günü sadaka olarak evlere yiyecek dağıtılırdı. Genellikle
sadakayı yakınları ölenler dağıtırlardı. Fakirlere yalnız yiyecek değil,
yakacak da verilirdi. Mahsülü az olan köye, komşu köyler yardım
ederlerdi. Verilen zekâtlar fakirler için camide bir fonda toplanırdı.
Eskiden bazı topraklar ve kitaplar vakfedilirdi.
Dağıstan'da Ramazan ayı mukaddes bir ay kabul
edilir. Bu ayda oruç (uraza) tutulur, yemek yedirilir, sadaka verilir.
Oruç bitince bayram naması kılınır,Kur'an okunur.Kurban Bayramı'nda
bayram namazından sonra tekbir okunur, Dağlılar birbirlerinin
bayramını tebrik eder ve kurban keserler. Cami imamının yanında
Dağıstan'ın değişik yerlerinden öğrenciler bulunur. Bunlar camide
yaşar, halkın verdiği sadakalarla geçinirlerdi. Sabah erken kalkarak
ilahiler okurlardı. Eskiden Dağlılar yola çıkarlarken yanlarına yiyecek
çantası ve bir de baston alırlardı. Dindarsa eline bir de tesbih alır,
genellikle su bulunan yerlerde dinlenir ve abdest alıp namaz kılarlardı. Dağıstanlılar'ın çok köklü âdetlerinden birisi, "es-Selâmualeyküm",
"Aleyküm Selâm" şeklindeki selamlaşmalarıdır. Bu âdet bütün milletler
tarafından aynı sözlerler benimsenmiştir. Bu sözlerle, her yerde barış
ve dostluk dilek ve düşüncesi ifade edilir. Dağıstan'da iki kişi veya bir
kişi bir topluluk ile karşılaştığında mutlaka bu sözlerle selâmlaşılır. Bu
selâm sözlerinin yanısıra her milletin kendi dilinde, "Hayırlı sabahlar",
"Merhaba" anlamına gelen ve iyi dilekleri ifade eden çok çeşitli selâm
sözleri de vardır.
Selâmlaşmanın arkasından., sık sık karşılaşılmıyorsa tokalaşılır .
Selamlaşmanın bazı kuralları da vardır: Atlı yayaya, küçük büyüğe,
ayakta olan veya yürüyen oturana, tek olan kalabalığa selâm verir.
Eskiden kadın erkeğe, erken kadına selâm vermez ve bir erkek, sadece
kadınların bulunduğu bir eve girmezdi. Bugün bu âdet ortadan
kalkmaktadır.
Dağlılar'ın savaş kültürü de ilginçtir. Dağlılar için düşmana teslim
olmaktansa ölmek iyiydi; zillet içinde yaşamaktansa izzet içinde
ölmeyi tercih ederlerdi. Gerektiğinde kadın ve çocuklar da savaşta
erkeklerine yardım ederdi. Ancak düşman eline sağ geçmeyi kabul
etmeyen kadın böyle durumda ya kendisini ve çocuğunu öldürür veya
bunlar erkekleri tarafından öldürülürdü. Böyle durumlarda kadınlar
çoğu kez kendilerini çocuklarıyla beraber uçurumlardan atarak intihar
ederlerdi. Yaralı bir Dağlı, canını pahalıya satar, son nefesinde bile
birkaç düşmanı öldürmeyi kâr sayardı. Bir kısmına temas ettiğimiz ve
düğün, nişan, cenaze, gıda, giyim......gibi ferdi ve sosyal hayatın
diğer yönleri ile ilgili unsurları bulunan bu Dağlı kültürü, dağlık
bölgelerde canlı bir şekilde varlığını devam ettirmektedir. Bu gerçek
Sovyetler zamanında da dile getirilmiş; Kafkas köylerinde milli- dini
âdetlerin geniş ölçüde uygulanmakta olduğundan bahseden Agitator
adlı bir dergi, bunları mazinin kalıntıları olarak değerlendirerek
köklerinin kazınması gerektiğini yazmıştır.
Şehirlerde ise özellikle din ve ibadet esaslı olanları yok denecek kadar
zayıflamış olduğu görülmektedir. Yılbaşı, nevruz, doğum günü gibi din
esaslı olmayan kutlamalara fevkalade önem verilirken; şehirlerde,
Ramazan ve Kurban Bayramları ile kandil gecelerinin kutlandığına dair
göze batacak bir faaliyet görülmemektedir. Bununla beraber '90lı
yılların başından itibaren dine karşı bir yöneliş çok bariz bir şekilde
göze çarpmaktadır. Çok sayıda yeni camiler inşa edilmekte, Arapça
ve din eğitimi veren okulları açılmaktadır. Misafirperverlik ise, ekonomik
sıkıntılara rağmen öneminden bir şey kaybetmemiş durumdadır.
alıntıdır turktarih.net